27 Eylül 2008 Cumartesi

(Namaz Zamanı) tut bizi ey oruç

Tut bizi ey oruç!


Hayatın dağdağasında kaçımız dağılmaktan korunabiliyoruz ki?

Aklımız dağılıyor. Düşüncemiz dağılıyor. Duygularımız dağılıyor. En
beteri hayatımız dağılıyor. İç bütünlüğümüzü kaybediyoruz. Yani,
kendimizi kaybediyoruz. Kendimizi kaybedince, insanı da, hayatı da,
eşyayı da kendi bütünlüğü içinde göremiyor, okuyamıyor, algılayamıyor
ve anlayamıyoruz.

Parçanın parça olduğunu gözden kaçırıyor, parçayı bütün sanıyoruz.
Parçayı bütün sanmak, hem parçaya hem bütüne haksızlık oluyor. Zira
parçadan bütünün rolünü üstlenmesini bekliyoruz. Parça bu ağır yükü
kaldıramıyor. Sonuçta, parça ile bütün arasındaki kopmaz ilişkiyi
gözden kaçırıyoruz. Varolan irtibatı dağılan ve dağıtan tasavvurumuzla
biz koparıyoruz.

Parçayı parça olarak görseydik parçanın altında ezilmeyecek, parçadaki
olumsuzluğa takılıp bütündeki güzelliği fark edecektik. Parçada "şer"
gibi görünenin bütünde "hayır" olduğunu anlayacaktık. Parçada zeval
suretinde tecelli edenin bütünün kemalinden kaynaklandığını
fehmedecektik.

Bu yüzden gündelik yaşıyoruz. Günü yaşamakla gündelik yaşamak arasında
sera ile süreyya arasındaki fark kadar fark var. Gündelik yaşamak,
"mutlak zamanı" (dehr) gözden kaçırmak demek. Gündelik yaşamak, zamanı
aşan bir zamanın olduğunu fark etmemek demek. Gündelik yaşamak,
organizmaya teslim olup ruhu teslim almaya kalkışmak demek.

Arif "vaktin çocuğu"dur, "günün çocuğu" değil. Gündelik yaşayanlar,
hayatı kendi bütünlüğü içinde göremezler. Hayatı kendi bütünlüğü
içinde göremeyen, hayatın çok mertebeli bir hakikat olduğunu, kendi
yaşadıkları hayat basamağının, birçok mertebeden sadece biri olduğunu
fark edemezler. Yaşadıkları mertebeyi hayatın bütünü sanırlar. Parçayı
bütün sanan herkes gibi cezalandırılırlar. Cezaları, bir ömrü bir gün
kadar bereketsiz yaşamaktır.

Gündelik yaşayanlar, zamanın esiri, hatta oyuncağı olurlar. Esirin
ruhu var, oyuncağın ruhu yoktur. Günün getirdiklerine maruz kalırlar.
Git gide günlükten anlık yaşamaya geçerler. Kendilerine bakteri
muamelesi yaparlar. Tepkileri, sevgileri, aşkları, nefretleri,
ilgileri, dikkatleri, rikkatleri, iradeleri, sevinçleri ve hüzünleri
anlık veya günlüktür.

İşte bir ömrü bir gün kadar bereketsiz kılmanın formülü budur. Kur'an,
bu tiplerin ahiretinden bir pencere açarak şu diyalogu nakleder:

- Dünyada ne kadar kalmıştınız?

- Bir gün ya da bir günün yarısı kadar?

İşte bereketsizlik dediğim şey de bu. Bir ömür yaşayacaksınız, ama bir
gün kadar bereketsiz geçecek.

Peki, bunun tersi de mümkün mü?

Elbette, bir günü-geceyi bir ömür kadar bereketli yapmak mümkündür.

İşte Ramazan, bize bir geceyi bir ömür kadar bereketli yapmanın
formülünü sunan ilahi bir imkândır.

Ramazan bize dağılmışımızı toplamak için gelir. Başta kendimizi
toplamayı öğretir. Aklımızı, duygu ve düşünce dünyamızı, ruh ve hatta
bedenimizi toplamayı öğretir.

Ramazan bize parçamızı bütünlemek için gelir. Parçaladığımız hakikatin
hakikat olmaktan çıktığını öğretir. Mukayyet zamanı mutlak zamana
dikmemiz için elimize bir gök iğnesi tutuşturur. Nasıl ki namaz dünya
astarını ahiret atlasına günün beş yerinden dikme talimiyse, oruç da
bunun yıllık talimidir.

Ramazan bize unuttuklarımızı hatırlatmak için gelir. Başta kendimizi
unuturuz. Ramazanın en çok hatırlattığı da kendimizdir. En büyük amacı
ise "şahit olan ben" idraki inşa etmektir. Şahit olan ben, şehadet
kelimesini sadece diliyle okumaz, varlığıyla okur. Sadece okumakla
kalmaz, kelime-i şehadet onun varlığında okunur. O artık hem okuyan,
hem okunandır. Hem şahit olan, hem şahit olunandır. Kendisi bu mübarek
kelimenin yazılı olduğu fiili ve aktif bir levha olur. İşte o zaman
her bir hücresi şu gerçeği haykırır: Biz bu cihana sahip olmak için
değil, şahit olmak için geldik.

Ramazan bize kaybettiklerimizi buldurmak için gelir. En çok
kaybettiğimiz de kendi benliğimizdir. Sahi, kendini kaybeden neyi
kazanır ki? "Ben" demeyi hak edecek bir ben idrakine ulaşmayanın
"benim" demesi ne kadar da gülünçtür. Böyle birinin "benim" dediği
hiçbir şey gerçekte kendinin değildir. O yoktur ki, onun olsun.

İşte onun için hakikat şudur: Oruç bizi tutar. Oysa biz, orucu
tuttuğumuzu sanırız. Bir yere kadar doğrudur. Zira orucu gerçekten
tutanları oruç da tutar. Dik tutar, diri tutar, kendinde ve agâh
tutar.

Ve işte tam bu nedenle: Oruç tutmak kendini tutmaktır.

"Ramazanınız mübarek olsun" demeyeceğim. O zaten öyledir. Ramazan bizi
mübarek
kılsın.
mustafa islamoğlu

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Namaz kılmayı öğrenmek için doğru yere geldiniz... Tüm namaz gönüllüleriyle www.namazzamani.net 'te buluşalım. Her zaman fikrinize ve desteğinize ihtiyacımız var... Bu sitedeki mailler: http://namazzamani-grubu.blogspot.com adresinde yayınlanır...

Bu mesajı Google Grupları "Namaz Zamanı" gruba üye olduğunuz için aldınız.

Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/namazzamani?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin.
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Hiç yorum yok: