
Rabbimiz
insanoğlunun yaratılmışlar içindeki üstünlüğünü Kur'an-ı Kerim'de birçok ayet-i celilede beyan buyumuştur. Bu üstünlük hem insanın beden yapısı hem de manevi şeref ve itibarı bakımındandır. Eşref-i mahluk olan insan
nimetlerin de en büyüğüne layık görülmüş
aklı
hisleri
yetenekleri ve iradesi ile diğer bütün varlıklardan ayrı tutulmuştur. Bu şekilde sayısız ihsan ve nimetler bahşedilerek bu aleme gönderilen insanın düşünmesi gerekir: Acaba neden böyledir
kendisinden ne istenmekte
nasıl olması ve ne yapması gerekmektedir. Bunca nimetlere karşılık Rabbinin ondan beklediği nedir? Bu sorular
akl-ı selim olan her insanın
özellikle müslümanın düşünmesi
cevap araması
bulduğu cevaba göre hayatını şekillendirmesi gereken sorulardır. Rabbimiz
insanoğlunu boşuna yaratmadığını
ba şı boş bırakmadığını beyan etmekte
bir mükellefiyet taşıdığını açık seçik belirtmektedir. İnsanoğlu kendisi dışındaki her şeye kolaylıkla sahip olabilmektedir. Gücünün yetmediği
sahip olmakta güçlük çektiği hemen hemen tek şey kendi nefsidir. Uzayın derinliklerini avucunun içi gibi bilse de
bilgisinin kavrayamadığı şey de yine kendi hayat cevheri
kendi ruhudur. O halde insan bir yönü ile aciz
eksik ve yarımdır. Bir başka deyişle insanoğlu
istifadesi için yaratılmış varlıklar karşısında kuvvetli
bilgisi Allah katında mahfuz olan konularda acizdir. Dinimiz
insanın bu yarımlıktan kurtulmasının yollarını göstermiştir. İslâm
bu kurtuluşta dıştan içe
maddeden manaya
bedenden ruha doğru giden bir yol izler. Yukarıda da ifade edildiği gibi
İslâm önce insanoğlunun kainat içindeki yerini net olarak gösterir. Özetle
bu yer bütün yaratılanlar üzerine Allah'ın halifesi olma durumudur. Daha sonra İslâm
insanın hayatına ve onun toplum içindeki yerine yönelir
onu bu yönüyle de koruyup güçlendirir. İslâm dairesi içine giren bir müslümanın hayatının her safhasında İslâm'ı yaşamaya ve yaşatmaya çalışması lazımdır. Rabbimiz
ayet-i celilelerde dinimizi yaşamada insanı gerçekten zorlayacak herhangi bir yan olmadığını
emir ve yasaklarına sarılmamızı ve O'nun gösterdiği dosdoğru yolda yürümemiz gerektiğini belirtmektedir. Müslümanlar İslâm kimliğine sımsıkı sarılmalı
onu onurla taşımalıdır. Dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmamız ancak ve ancak o kimliğe hakkıyla sahip çıkıp
gereklerini yerine getirmemizle mümkün olacaktır. Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de müminleri birçok vasıflarıyla tarif etmektedir ki
bu tarifler bizlerin nasıl olmamız gerektiğini göstermektedir. Buna göre müminler kardeştir
kardeşçe yaşamalıdır. Bir kardeşin diğer kardeşine davranışı nasıl olmalıysa
müminler de öyle yapmalı
kardeşinin dert ve sıkıntılarıyla öyle ilgilenmelidir. Mümin kimliğinin bir şartı da
sevgi ve buğzun sadece Allah için olmasıdır. Esasen mümin için hayatın kendisi Allah içindir. Dünya
ahiret için bir hazırlık yeridir. Öyleyse fani olan bu dünyaya gönül bağlamamalı
bir gün bu hayattan sonsuz olan hayata gideceğini unutmamalıdır. Zamanımızda müslümanların en büyük meselelerinden biri
hatta en önemlisi
müberra dinimiz İslâm'ı layıkıyla temsil edememeleridir. Bu durum bütün insanlığı muhatap alan İslâmiyet'in daha geniş kitlelerce benimsenmesine
dünyanın her bir köşesine yayılmasına engel olmaktadır. O halde denilebilir ki
müslüman olduğu halde
hal ve harekâtı
tutum ve davranışları ile İslâm'a aykırı düşen kimseler
farkında olmayarak başkalarına büyük kötülük yapmaktadırlar. Çünkü çoğu kişi İslâm hakkındaki hükümlerini
okuyup araştırarak
dinin temel kaynaklarını inceleyerek vermez. Aksine
müslümanların hal ve hareketlerine
yaşayış tarzlarına bakarak verir. Onlara göre İslâm
müslümanların hayatlarında aaaahür eden
yaşayışlarında kendini gösteren her ne varsa odur. Müslümanların ilk görevi İslâm'ı öğrenmek
sonra da bu eşsiz dini bir bütün olarak ferdî
ailevî
ve sosyal hayatlarında yaşayarak iyi temsil etmek olmalıdır. Her hususta olduğu gibi bu hususta da rehber ve örneğimiz Fahr -i Alem s.a.v. Efendimiz olmalıdır. O
Cenab -ı Mevlâ'nın emirlerini önce kendi nefsinde yaşamış
daha sonra ashabına tebliğ etmiştir. O
ibadet ve taatta
zühd ve takvada herkesten önde bulunuyordu. Ümmetine farz namazları kılmalarını emrediyor
kendisi gece-gündüz nafile namazlara da devam ediyordu. Ashabına farz olan Ramazan orucunu emrediyor
kendisi diğer zamanlarda nafile oruçlar da tutuyordu. Her konuda O'nun durumu böyle idi. Diğer taraftan Fahr-i Cihan s.a.v. Efendimiz İslâm'ı sadece anlatmakla yetinmiyor
bütün hal ve hareketlerinde hak yolun güzelliklerini ortaya koyuyurdu. Ashab-ı Kiram O'nun yaşayışına bakarak İslâm'ı hayata geçiriyordu. İlk müslümanlar dinlerini bihakkın temsil ettikleri için İslâmiyet akıllara durgunluk verecek kadar kısa bir zamanda geniş coğrafyaya yayılmı ş
geniş halk kitleleri emsali görülmemiş bir şekilde akın akın hidayetle nasiplenmişlerdi. Zamanımızda müslümanlar İslâm'ı nasıl anlıyorlar? Nasıl yaşıyorlar
hayatlarına nasıl tatbik ediyorlar? Yaşayışlarıyla
bilgileriyle
örf-adetleriyle
çalışkanlık
dürüstlük
ilim ve teknikleriyle; kısaca bütün hal ve hareketleriyle layıkıyla temsil edebiliyorlar mı? Bu soruya samimiyetle cevap vermek son derece önemlidir. Ve ne yazık ki bu cevap pek iç açıcı değildir. Oysa İslâm hakkında insanlığın müsbet kanaat sahibi olabilmeleri için
müslümanların önce dinlerini iyi bilmeleri
sonra öğrendiklerini yaşamaları gerekir. Aksi halde yeryüzünü esir alan zulüm ve inkâr karanlığında pay sahibi olmanın ağır vebali beklemektedir. Müslüman “iyi insan” demektir. İyi bir insanda bulunması gereken bütün vasıflar onda vardır
olmalıdır. Buna göre müslüman
elinden
dilinden kimseye asla zarar gelmeyen insandır; kimseyi incitmez
gönlünü kırmaz. Bununla de yetinmez
elinden geldiği kadar başkalarına yardımcı olmaya çalışır. Sıkıntısı
bir ihtiyacı ihtiyacı olan kimse
neye mensup olursa olsun
müslümana başvurur. Çünkü o iyiliği umulan
kötülüğünden emin olunan kimsedir. Yaratılanı Yaradan'dan ötürü sever. Müslüman dürüsttür; günlük hayatında
alışverişinde yalan söylemez
kimseyi aldatmaz. Bilir ki imanla yalan bir arada olmaz. Emin kimsedir
her hususta kendisine güvenilir
itimat edilir. Müslüman
kimseye haksızlık etmez
zulüm yapmaz. Adaletle muamele eder
kimsenin ayıbını
kusurunu araştırmaz. Onun derdi önce kendisiyledir
kendi ayıp ve kusurlarına bakar
düzeltmeye çalışır. Müslüman tatlı dilli
güler yüzlü
hoş sohbettir. İnsanlar onun yanında dertlerini unuturlar
teselli bulurlar. Kimseyi küçük görmez
kem gözle bakmaz. Müslüman çalışkandır
tembelliği sevmez. Miskin değildir
başkalarına yük olmaz. Temizdir ve temizliği sever. Müslüman elindeki nimet ve imkanları başkalarıyla paylaşır
hatta başkalarını kendisine tercih eder. Kimseye haset etmez
kimsenin malında-mülkünde
makamında gözü yoktur. Küçüklerine karşı şefkat ve merhametli
büyüklerine karşı saygılı ve edeplidir. Bütün bu özellikleriyle müslüman başkalarına örnek olan insandır. Gönül insanı
Allah adamıdır. Görüldüğü zaman İnsanlara Allah'ı hatırlatır. Hayırı öğütler
konuştuğu zaman insanlar kendisinden faydalanır
bilgileri artar. Hal ve tavırlarıyla
Allah'ın kullarını Allah'a kulluğa yöneltir. Müslüman toplum da
fazilet yarışı içinde olan toplumdur. Bütün bunları dikkate alarak baktığımızda sormak gerekiyor: Bugün doğusundan batısına
kuzeyinden güneyine acı çeken dünyamızın ihtiyaç duyduğu insan modelinin adı ne? Ve biz bugün bu modeli gerçekleştirmeye ne kadar yakınız? Rabbimiz'in tevfik ve inayeti ile...
--
“ÜMİTVAR OLUNUZ.ŞU İSTİKBAL İNKİLABATI İÇİNDE EN YÜKSEK GÜR SADA,İSLAMIN SADASI OLACAKTIR...”
“İNNA LİLLAH VE İNNA İLEYHİ RACİUN”
(BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ)
http://gulask.milletmeclisi.com
http://gulask20.blogspot.com
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Namaz kılmayı öğrenmek için doğru yere geldiniz... Tüm namaz gönüllüleriyle www.namazzamani.net 'te buluşalım. Her zaman fikrinize ve desteğinize ihtiyacımız var... Bu sitedeki mailler: http://namazzamani-grubu.blogspot.com adresinde yayınlanır...
Bu mesajı Google Grupları "Namaz Zamanı" gruba üye olduğunuz için aldınız.
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/namazzamani?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin.
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder